Galata’nın Zarif Kıvrımlarında Gizlenen Bir Trajedi: Kamondo Han ve Merdivenleri
Galata’nın Zarif Kıvrımlarında Gizlenen Bir Trajedi: Kamondo Han ve Merdivenleri

Galata’nın dar, yokuşlu ve tarihi fısıldayan sokaklarında adımlarken, Bankalar Caddesi ile Banker Sokak’ın kesiştiği noktada aniden karşınıza çıkan o zarif yapı adeta zamanı durdurur. İki yana kıvrılarak bir kurdele gibi süzülen Kamondo Merdivenleri, ilk bakışta sadece estetik bir geçiş yolu gibi görünse de aslında İstanbul’un modernleşme sancılarına, devasa bir zenginliğe ve nihayetinde Avrupa'nın en karanlık döneminde sönen bir soy ağacına tanıklık eden sessiz bir anıttır.

 

Bugün binlerce turistin üzerinde fotoğraf çektirdiği bu basamaklar ve hemen yakınında yükselen Kamondo Evi, bir zamanlar "Doğu’nun Rothschildleri" olarak anılan görkemli bir ailenin mirasıdır. Hikayeleri, Engizisyondan kaçıp önce Venedik'e, ardından 18. yüzyılda İstanbul'a yerleşen Sefarad Yahudisi Kamondo ailesiyle başlar...

 

kamondo ailesi

“Doğu’nun Rothschildleri”: Kamondo Ailesi Kimdir?

Kamondo ailesinin kökü, Engizisyon’un kıyametini yaşayan Sefarad Yahudilerine dayanır. Önce Venedik’e sığınan aile, 18. yüzyılda İstanbul’a yerleşerek Osmanlı’nın ticaret ve finans dünyasına kök saldı. 19. yüzyıla gelindiğinde Kamondolar artık bir tüccar hanedanlığının çok ötesine geçmiş, imparatorluğun kaderine ortak olan küresel bir güce dönüşmüştü.

 

Kırım Savaşı’nda zor duruma düşen Osmanlı hazinesini destekleyen, İstanbul’u atlı tramvaylarla tanıştıran ve Boğaz’ı bir vapurlar imparatorluğuna dönüştüren Şirket-i Hayriye’nin kurucu ortakları arasında yer alan Kamondolar, devletin ve padişahların en güvendiği isimler arasındaydı. Ailenin en önemli figürü Abraham Salomon de Kamondo, Osmanlı’da modern bankacılığın temellerini attı; yaptığı katkılar Avrupa başkentlerinde de yankı uyandırdı. İtalya Kralı onu “Kont” unvanıyla ödüllendirdi; böylece Kamondolar yalnızca Levant’ın değil, Avrupa monarşilerinin de eşit masaya oturduğu bir hanedana dönüştü.

kamondo merdivenleri

Taşa Kazınmış Sevgi: Kamondo Merdivenleri’nin Tasarım Sırrı

Bu büyük mirasın en bilinen simgesi, 1870’lerin sonunda inşa edilen Kamondo Merdivenleri’dir. Dönemin Avrupa’sında fırtınalar estiren Art Nouveau (Yeni Sanat) ile Neo-Barok üslubun muazzam bir sentezini sunan bu yapı, simetriyi reddeden akışkan hatlarıyla taşa kazınmış bir şiiri andırır. Hangi mimari üslubun sınırlarına sokulacağı bugün hâlâ tartışılır; zira o kıvrımlar, o zarif sürükleyiş, mekânı bir işlev nesnesinden çıkarıp sanatsal bir deneyime dönüştürür.

 

Ancak bu kıvrımlı ve altıgen tasarım soyut bir estetik kaygının değil, saf bir sevginin ürünüdür. Abraham Salomon bu merdivenleri, torunları evlerinden çıkıp Avusturya Lisesi’ne giderken dik Galata yokuşunu güvenle inebilsinler diye yaptırmıştır. Merdivenin iki yana ayrılıp ortada birleşen geniş sahanlıkları, yukarıdan koşarak inen bir çocuğun düşmesi hâlinde hızını kesmek için tasarlanmış zekice bir güvenlik önlemidir. Bugün dünya mirasının bir parçası olarak kabul edilen bu merdivenler, özünde bir büyükbabanın torunlarına yazdığı taş bir sevgi mektubundan başka bir şey değildir.

 

Merdivenleri tırmanıp Serdar-ı Ekrem Sokak'a ulaştığınızda ise ailenin Galata'daki yaşam merkezi olan Kamondo Han, yani ailenin rezidansı sizi karşılar.